23 Nisan 2017 Pazar

Bu sefer başlığımız yok..

  4.5 milyar yaşındaki dünyada 7.5 milyar insan var. 7.5 milyar insan demek 7.5 milyar farklı birey demek. Gözün her kapatılıp açılışında bambaşka algılanan 7.5 milyar yaşam demek. Tek yumurta ikizlerinin bile farklı karakter özelliklerine sahip olduğunu bildiğimize göre, dünya üzerinde var olan insan sayısı kadar farklı karakter var demek yani. Ama aynı zamanda bu 7.5 milyar insanın her biri toplumsal varlıklar. Hayatlarını (yani aslında türlerini) devam ettirebilmek için diğer insanlarla etkileşim içinde olmak zorundalar. Tüm o farklılıklarının ve kendilerine özgünlüklerinin içinde ortak paydalar bulmak zorundalar. Aynı ülke sınırlarını, aynı şehri, aynı mahalleyi, aynı apartmanı, aynı evi, aynı yatağı paylaşabilmek için ortak değerlere ihtiyaçları var. Aynı masada saatlerce oturup sohbet edebilmelerini sağlayacak bir şey olması lazım. Akla ilk gelen cevap 'arkadaşlık' olsa gerek. Ama bu arkadaşlığı başlatabilecek ve aslında başlatmaktan da öte devam ettirebilecek bir şeyden söz ediyorum. Gruplar küçüldükçe bu 'ortak payda'lar farklılık gösteriyor olabilir. Ama daha genelden bakarsak tek bir isimde toparlayabiliriz sanırım: Dünya görüşü. Bunu okur okumaz yan komşuyla, geçen gün binilen taksinin şoförüyle kıyaslamalar başlayacak. Ben de kendi şahsım adına içinde bulunduğum yerlerdeki insanlarla aramda binlerce görüş farklılığı sayabilirim. Peki ya şöyle söylesek, her birimiz yaşantımızı belirli 'ahlak' kuralları çerçevesinde şekillendiriyoruz. Ama altını farklı farklı tanımlarla dolduruyoruz. Benim ahlaklı bulduğum yaşantılarla seninki bambaşka olabilir. Ama ikimizin de belirli bir ahlak anlayışı var. İşte bunun adının ortak oluşu bizi aynı çatı altında tutabiliyor. Tanımlarının farklı oluşu ise etkileşimimizin ne kadar kuvvetli olacağını belirliyor. Yani bizi ortak çatıda buluşturan da çatışmaları yaratan da aynı kavram olmuş oluyor. Peki hızlıca başa dönelim. 7.5 milyar insan, yani 7.5 milyar farklı karakter varsa çatışmanın olmaması mümkün mü? Bunun cevabı bir bilgi olarak anlaması çok kolay bir şey olabilir ama kavraması her zaman o kadar kolay olmasa gerek. Belirlediğimiz ahlak anlayışı beraberinde belirli doğru ve yanlış kavramlarını da getiriyor. Bizim doğrularımıza inanılmaz ters gelen durumlarda bunun o kişiyle aramızdaki bireysel farklılıklardan kaynaklandığını içsel olarak anlayabiliyor muyuz? Ya da bunu yapmak mümkün mü? Hatta yapılması gereken bir şey mi? Herkesi ve her davranışı bu şekilde anlamak zorunda mıyız? Anlamakla onaylamak aynı şeyler mi? Bunların cevaplarını bu yazıda bekliyorsanız kusura bakmayın ama daha çok beklersiniz. Çünkü cevaplar bende değil. O zaman hep birlikte biraz bunları düşünmeyelim mi?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder