1 Temmuz 2017 Cumartesi

Yanılsamalar, kalp kırıklıkları ve hayal kırıklıkları diyarına hoş geldin sayın okuyucu.
Şu andan itibaren okuyacağın tüm kelimeler yüksek dozda acı ve mutsuzluk içermektedir. Baştan söylemesi. Dünyanın bok çukuru içerisinde içini ferahlatacak bir şeyler arıyorsan hala çok geç değil. Yavaşça sayfayı kapatıp hiçbir şey olmamış gibi davranabilirsin. Okumaya devam etmekte ısrarcıysan günah bizden gitti. Hadi başlayalım..

01.07.2017

Bugün acının terle atılabilen bir şey olmadığını öğrendim. Sıcaktan tüm vücudum eridi ancak kaburgamın ortasına oturan o his hala orada durmaya devam ediyor. Buralara gelmeden önce tabi ki de içerek acılarımdan kurtulmayı denedim. Defalarca, günlerce, farklı içkilerle, farklı insanlarla, farklı şehirlerde. Amerikan filmlerinde bir barda tek başına oturup tüm gece sayısız viski içip barmene içini döken kahramanının ertesi gün yepyeni bir sayfaya uyandığı hikaye yalanmış, haberiniz olsun. Çözmek bir kenara dursun katlanarak büyümesine sebep oluyor. İçilen her gecenin sabahında daha da boktan hissederek uyanıyorum. Çivi çiviyi söker hesabı hava kararmadan tekrar içmeye başlıyorum. Şimdi 14. günde siktiri boktan bir kısır döngüye saplanmış durumdayım. Sanmayın ki bunun bir kısır döngü olduğunu fark etmem bir şey değiştirdi ve içmeyi bıraktım. Tabi ki de en sevdiğim şarap şişem baş ucumda bu satırları yazıyorum. Ama en azından durumun farkındayım değil mi? “Farkında olmak çözüme giden yolda çok önemli bir adımdır.” ne de olsa! Hızlıca kafalarda oluşan “Alkolik mısın kardeşim?” sorusuna cevap vereyim: Değilim, yani henüz olmadım. Bu sonuca kendim varmadım. Psikolog onaylı. O yüzden endişelenecek bir şey yok, henüz.
En acı olan ne biliyor musun sayın okuyucu, ne yapacağımı bilmiyor oluşum. Akla gelebilecek her şeyi denedim. Spor yapmak, yoga yapmak, meditasyon yapmak, ot içmek, kitap okumak, müzik dinlemek, şarkı söylemek, yazı yazmak, resim yapmak, sevişmek, sarhoş olmak, tatile gitmek, dalmak, uyumak, film izlemek. Anlık kafa dağıtmalar dışında hiçbiri bir boka yaramadı. İçine düştüğüm bok çukurunun kokusunu bile azaltmadılar. Şimdi kafalarda ikinci bir soru oluşuyor farkındayım “Ne oldu da böyle oldun?”. Çok şey oldu. Boktan çok fazla şey oldu. Ama işin garip tarafı hayatımı alt üst eden iki yıl yaşanmadan önce de böyle hissediyordum. İyi hissettiğim bir zaman hatırlamıyorum. Mutluluğu geçtim –Mutluluk anlık bir duygudan başka bir şey değil ne de olsa- huzurlu hissettiğim bir dönem hatırlamıyorum. Bir keresinde biri “Senin fabrika ayarların bozuk.” demişti. Ömrümde kendimle ilgili daha doğru bir tahlil duymadım sanırım. Peki o sıçtığımın “Fabrika ayarlarını sıfırla.” düğmesi nerde? Bir yerlerde olmak zorunda. Böyle ömür geçer mi? Geçmez, dalga mı geçiyorsunuz insan böyle yaşar mı?

Bu gecelik bu kadar depresyon hepimize yeter. Hep birlikte depresyon şarkımızı açalım, bir sigara yakalım ve mutsuzluğumuzda boğulmaya devam edelim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder