Yanılsamalar, kalp kırıklıkları ve hayal kırıklıkları diyarına hoş geldin
sayın okuyucu.
Şu andan itibaren
okuyacağın tüm kelimeler yüksek dozda acı ve mutsuzluk içermektedir. Baştan
söylemesi. Dünyanın bok çukuru içerisinde içini ferahlatacak bir şeyler
arıyorsan hala çok geç değil. Yavaşça sayfayı kapatıp hiçbir şey olmamış gibi
davranabilirsin. Okumaya devam etmekte ısrarcıysan günah bizden gitti. Hadi
başlayalım..
01.07.2017
Bugün acının terle atılabilen bir şey olmadığını öğrendim. Sıcaktan tüm
vücudum eridi ancak kaburgamın ortasına oturan o his hala orada durmaya devam
ediyor. Buralara gelmeden önce tabi ki de içerek acılarımdan kurtulmayı
denedim. Defalarca, günlerce, farklı içkilerle, farklı insanlarla, farklı
şehirlerde. Amerikan filmlerinde bir barda tek başına oturup tüm gece sayısız
viski içip barmene içini döken kahramanının ertesi gün yepyeni bir sayfaya
uyandığı hikaye yalanmış, haberiniz olsun. Çözmek bir kenara dursun katlanarak
büyümesine sebep oluyor. İçilen her gecenin sabahında daha da boktan hissederek
uyanıyorum. Çivi çiviyi söker hesabı hava kararmadan tekrar içmeye başlıyorum.
Şimdi 14. günde siktiri boktan bir kısır döngüye saplanmış durumdayım. Sanmayın
ki bunun bir kısır döngü olduğunu fark etmem bir şey değiştirdi ve içmeyi
bıraktım. Tabi ki de en sevdiğim şarap şişem baş ucumda bu satırları yazıyorum.
Ama en azından durumun farkındayım değil mi? “Farkında olmak çözüme giden yolda
çok önemli bir adımdır.” ne de olsa! Hızlıca kafalarda oluşan “Alkolik mısın
kardeşim?” sorusuna cevap vereyim: Değilim, yani henüz olmadım. Bu sonuca
kendim varmadım. Psikolog onaylı. O yüzden endişelenecek bir şey yok, henüz.
En acı olan ne biliyor musun sayın okuyucu, ne yapacağımı bilmiyor oluşum.
Akla gelebilecek her şeyi denedim. Spor yapmak, yoga yapmak, meditasyon yapmak,
ot içmek, kitap okumak, müzik dinlemek, şarkı söylemek, yazı yazmak, resim
yapmak, sevişmek, sarhoş olmak, tatile gitmek, dalmak, uyumak, film izlemek.
Anlık kafa dağıtmalar dışında hiçbiri bir boka yaramadı. İçine düştüğüm bok
çukurunun kokusunu bile azaltmadılar. Şimdi kafalarda ikinci bir soru oluşuyor
farkındayım “Ne oldu da böyle oldun?”. Çok şey oldu. Boktan çok fazla şey oldu.
Ama işin garip tarafı hayatımı alt üst eden iki yıl yaşanmadan önce de böyle hissediyordum.
İyi hissettiğim bir zaman hatırlamıyorum. Mutluluğu geçtim –Mutluluk anlık bir
duygudan başka bir şey değil ne de olsa- huzurlu hissettiğim bir dönem
hatırlamıyorum. Bir keresinde biri “Senin fabrika ayarların bozuk.” demişti. Ömrümde
kendimle ilgili daha doğru bir tahlil duymadım sanırım. Peki o sıçtığımın “Fabrika
ayarlarını sıfırla.” düğmesi nerde? Bir yerlerde olmak zorunda. Böyle ömür
geçer mi? Geçmez, dalga mı geçiyorsunuz insan böyle yaşar mı?
Bu gecelik bu
kadar depresyon hepimize yeter. Hep birlikte depresyon şarkımızı açalım, bir
sigara yakalım ve mutsuzluğumuzda boğulmaya devam edelim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder